Şubat 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)
Şubat 2008 tarihli diger ogeler resimler
,
videolar27 Şubat 2008
09:33 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum Şehitler ölür...
6 yaşındaydım...
Hayli yaşlı bir komşumuz vardı.
90 küsur.
Vade doldu...
Vefat etti.
Dün gibi hatırlıyorum.
İlk kez tanışmıştım ölümle... Adeta yas ilan edilmişti mahallede.
Televizyon açmak yasak... Radyo yasak.
Teyp açmak yasak.
"Duyulur, ayıp olur" deniyordu.
Yüksek sesle konuşmak yasak.
Top oynamak yasak.
Anneler toplanıyor, komşu evine.
Babalar toplanıyor, kapı önünde.
Ve, cami...
"İnsan"a yakışır bir vakar... Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağolsun temennileri, sonra hep birlikte mahalleye dönüş...
Hüzün korteji.
*
Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı bile, böyle uğurlardık...
Hatırlarsınız.
*
Ya bugün?
Tivilerde şarkılar, türküler...
Kim kimi becerdi, tam gaz.
Maçlara devam.
Hálá, parite marite filan.
*
Bakın...
İki kare fotoğraf veriyorum size... Mahallemden.
İzmir’den.
İki gün önce, Hilton Oteli.
EGİAD "balo" yapıyor.
Balo.
Smokinli adamlar göbek atıyor, ağızlarında tank namlusu gibi purolar, takıp takıştırmış kadınlar, şen şakrak...
Memleket savaştaymış, ciğerimiz yanıyormuş, bıyıkları terlememiş fidanlar bir bir düşüyormuş, hikáye...
Sahnede, Kenan Doğulu!
Hani şu 10. Yıl Marşı...
Çııııktık açık alınlaaa, 10 yılda her savaştaaaan...
Eller havaya, tempo!
İzmir Emniyet Müdürü orada.
CHP milletvekili orada...
*
Ne diyelim...
Allah içinize sindirsin kardeşim... Cümleten hayırlı balolar dilerim.
*
Bi dahaki sefere "maskeli balo" yapın da, adamın biri çıkar yazar, böyle kabak gibi görünmeyin.
27 Şubat 2008
09:30 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum
İki türlü vatan var...
DAĞLARDA büyük mücadele sürüyor.
Kimi zaman haberci arkadaşlarımız çatışma haberleri getiriyorlar, "Kayıp var mı?" diye soruyoruz.
Hep var...
Vatanları için can veriyor çocuklarımız.
*
Kara operasyonu başladığı günden bu yana, yiğitler vatan için can verirken, öbür vatanda neler oluyor, bakar mısınız:
- Yolsuzluk-hırsızlık yapanlara (elbette dokunulmazlık dosyalarını da içine alacak şekilde) gizli af...
- Sosyal Güvenlik yasası görüşülürken, milletvekili maaşlarına zammı araya sokuşturma girişimi...
- Tarikat ve cemaat vakıflarına kıyak...
- Türban yasası.
- Tekel satışı.
- Belediyelerin 5 milyar YTL’lik borcunun silinmesi.
(.........)
Bu sonuncusunu açmalıyım:
Adam AKP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin para makinesi Bel-Pa’nın badem bıyıklı Genel Müdürü...
Karısı-çocukları var, ayrıca imam nikáhlı karısı var.
Bir de imam nikáhlı sevgilisi...
(Ben bu "imam nikáhlı sevgili" işini ilk kez duyuyorum.)
Mümin kardeşimiz, memur maaşı ile imam nikáhlı sevgilisine daireler almış, 1 milyon Ye Te Le (bir trilyon Te Le) para sunmuş.
İşte bu belediyelerin borcu siliniyor.
Yani; o savrulan, çarçur edilen, yağmalanan, müteahhitlerle ortaklaşa yenilen, imam nikáhlı sevgililere giden paralar, Türk milletinin ödeyeceği vergilerle kapatılacak.
Anlıyor musunuz?..
*
O zaman iki türlü vatan var:
Birisi uğruna ölünecek vatan.
Çocuklarımız dağlarda o vatan için canlarını veriyorlar, ertesi gün tabutları taşınıyor kasabalara-köylere.
Öbür vatan?..
Öbürü yağmalanmakta olan.
Birinci vatan kurtarılmaya çalışılırken, öbürü işte böyle...
Ne yapacaksınız?
Herkesin "vatanı" kendine göre.
27 Şubat 2008
01:14 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum MHP'NİN 40 YILDIR BİTMEYEN DERDİ!
26 Şubat 2008
13:00 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum
Militan bir Başkan
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan bilim adamından çok, militan gibi. Gözü kara, bodoslama gidiyor.
Abdullah Gül köylü kurnazlığı ile türbanla ilgili Anayasa değişikliğini Kuzey Irak’a yapılan kara harekatına denk getirerek, onaylıyor. "Herkesin Cumhurbaşkanı olacağım" diyen Gül’ün, bu sözünde durduğuna ilişkin henüz tek örnek yok. Yıpranma sayfalarına her gün bir yenisini eklemekle meşgul.
Yusuf Ziya da, aynı. YÖK Başkanı gibi değil, AKP’nin YÖK’ten sorumlu MKYK üyesi gibi davranıyor. Gül’den aldığı hızla, üniversitelere "türban yasağı kalktı" diye, emir yağdırıyor.
Oysa, uygulama için yasal değişiklik gerek. Ama, Yusuf Ziya için fark etmiyor. Üniversitelerde ise, tam bir karmaşa yaşanıyor. Yasaya saygılı olanlar almıyor, AKP’ye yakın olanlar alıyor. Hukuk yine yerlerde.
Yusuf Ziya her davranışı ve sözüyle bunalım yaratıyor. AKP şimdilik memnun, bir bilim adamından böyle bir militan bulmak zor.
Bakalım, nereye kadar?
26 Şubat 2008
12:56 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum İmam hatiplere dair harbi konuşmak
MİLLİYET Gazetesi (17.02.08), YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın Eğitim Komisyonu’nun başına getirdiği Prof. Dr. Halis Ayhan ile yaptığı bir söyleşiyi yayınladı. Prof. Ayhan’ın yanıtlarında benim yıllardır söylenmesini beklediğim gerçekler var. Ayı avcısı, kendi kazdığı kuyuya düşüyor:
2 SORU, 2 CEVAP
MİLLİYET: İmam hatip öğrencileri din görevlisi olmayacaklarsa bu okullar amacından çıkmaz mı?
PROF. DR. HALİS AYHAN: Birincisi, bu liseler din eğitimi yapacak eleman ihtiyacına cevap veriyor. İkincisi, liselerde din eğitimi isteği var. Aile "imam, hatip olmasın ama dinini iyi öğrensin" istiyor. Kızların imam, hatip olması zaten mümkün değil. "Devletim okul açmış, müdürünü, öğretmenini tayin etmiş, ben devlete güveniyorum, çocuğum burada okusun" diyor. "Bu yöntem bilimsel değil" diyen arkadaşlarıma soruyorum. Bu yeterli değilse yerine ne koyalım?
MİLLİYET: Batı’da imam hatip lisesi modeli var mı?
PROF. DR. HALİS AYHAN: "İmam hatip lisesi modeli Batı’da yok. Doğu’da yok. Nereden çıktı?" diye eleştirenlere şunu söyleyebilirim: Bu Cumhuriyet’in kurup geliştirdiği bir model.
3 MART 1924
Söyleşiyi kim, kimler yaptıysa hararetle kutlarım. Çin işkencesinde, Filistin askısında bile alınmayacak bilgileri almışlar Prof. Dr. Ayhan’dan.
Prof. Dr. Halis Ayhan, imam hatiplerin ruhsatsız işporta tezgáhları gibi açıldığını sanıyor galiba. Ruhsat var: 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği Yasası). Bu yasanın imam hatiplerle ilgili maddesini Prof. Dr. Halis Ayhan’a hatırlatalım:
"Eğitim Bakanlığı, yüksek diyanet uzmanları yetiştirmek üzere üniversitede bir ilahiyat fakültesi kuracak ve imam ve hatiplik gibi din hizmetlerinin yerine getirilmesi göreviyle yükümlü memurların yetişmesi için de ayrı okullar açacaktır."
DİN DEVLETİ KAPISI
Yasanın sözünü ettiği okullar günümüzün (güya ve sözde) imam hatip liseleridir. Bu okulun mezunlarının görevleri de yasa tarafından belirlenmiş: İmamlık ve hatiplik yapmak.
Peki yasada "Çocuklar imam ve hatip olmasın ama dinini öğrensin!" maddesi var mı? Yok! Yasaya uymak zorunlu değilse, bari dinini bilen berber ve sünnetçi de yetiştirsinler!
İmam hatiplerde kızların okuması, yasanın amacına aykırıdır. Kız öğrenci alımına derhal son verilmesi gerekmektedir. Prof. Dr. Halis Ayhan, imam hatiplerin benzerlerinin dünyanın herhangi bir ülkesinde bulunmadığını söylerken çok haklı. Kimi İslamcı yazıcılar ve siyasetçiler gibi, yüz yıldır laik eğitim yapan eski kilise okullarını örnek göstermeye kalkışmaması çok önemli. İşin doğrusu da bu. Fransa’da imam hatip okuluna benzeyen "Petit Seminaire"lerin en sonuncusu 1975 yılında kapatılmıştı. Prof. Dr. Halis Ayhan’a bir tavsiyem var: 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı yasayı buldursun ve gerekçesiyle, TBMM’de yapılan konuşmalarla birlikte birkaç kez okusun. Yapılması gereken şu: Bu okulları özgün amaçlarına uygun olacak şekilde yeniden organize etmek!
Başbakan, "Din devleti kurmak gibi bir niyetimiz" yok diye yemin ediyor, ama Prof. Dr. Ayhan’ın sözleri onu yalanlıyor. Çünkü günümüz İHL, din devletine açılan kapıdır!
26 Şubat 2008
10:02 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum
|
Kuyruğunu ısırmaya çalışan kedi gibi..
|
|
Üniversitelerde türbana özgürlük getireceği inancıyla(ya da dayatmasıyla) Anayasa’mızın iki maddesinde değişiklik yapan yasa, Cumhurbaşkanı eski AKP’li Abdullah Gül tarafından onaylandı ve Resmi Gazete’de yayınlandı.
Dün(25.02.2008, Pazartesi) ise üniversitelerimizde büyük bir kargaşa yaşandı. Kimi üniversiteler eski uygulamayı sürdürdü, kimileri ise Anayasa değişikliğini yeterli gördü ve türbana özgürlük tanıdı.
Aslında, Anasaya değişikliğinden önce de, yerleşkelerine (kampüslerine) türbanlı öğrenci alanlar, şimdi geçerli olmasa da kendilerine bir gerekçeye buldular..
KUYRUĞUNU ISIRMAYA
ÇALIŞAN KEDİ GİBİ..
Göreve gelir gelmez, rektörlere “mevcut yasayı uygulamamalarını” öğütleyen(!) Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, şimdi de iki bildiri yayınladı.
Özellikle Cumhuriyetimizin ilkelerini hatırlattığı bildiri çok tartışılacak.
Bir insan, makam uğruna nelerden, hangi ilkelerden vazgeçebiliyor; neler söyleyip, neler yapabiliyor!.
Allah bizleri, bu ve benzeri kişilerden korusun..
Bakınız, YÖK’ün dün yaptığı ikinci açıklamada özetle neler deniyor?
“Cumhuriyetin nitelikleri, hiçbir biçimde kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılmasının gerekçesi olarak kullanılamazlar!..”
Yani, yasasız işlem mi yapılsın?..
Yani, Anayasa’da açıkça yer alan ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek temel ilkeler, üniversitelerde özgürlükleri mi kısıtlıyor?..
Yani, bizi esir etmek isteyen düşmanları yok eden Atatürk özgürlükçü değil miydi?..
Politikacıların toplum içine attığı tohumlara bakar mısınız?..
Türkiye, kuyruğunu ısırmaya çalışan kedi gibi, döndürülüp duruyor!..
|
26 Şubat 2008
09:24 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum Niyet...
Barzani konuştu.
"Harekát falan bahane... Bunların niyeti başka" dedi.
*
Bakıyoruz...
*
Birlik beraberliğe en ihtiyacımız olduğu gün... Cumhurbaşkanı, birlik beraberliğimizi kökünden dinamitleyen türbanı imzalıyorsa...
*
"Ano Yemen’dir
Gül’ü çemendir
Giden gelmiyor
Acep nedendir?"
ağıtlarının yakıldığı gün... "Gül" çok sırasıymış gibi, hiç istifini bozmadan, "Yemen" cumhurbaşkanını ağırlıyor, onuruna yemek veriyorsa...
*
Harekáta, çorapları yırtık, ayakları çıplak şehit evladı Güneş’in isminin verildiği gün... Kaç parayı bastırırsan askerlikten yırtabileceğinin, euro bazındaki fiyatları Resmi Gazete’de yayınlanıyorsa...
*
Elleri kınalı ana kuzuları, sırtlarında 40 kilo çanta, eksi 26 derecede, karda-dağda yatıp, kahpe pusulara düşerken... Ceylan derisi koltuklarda oturan milletvekillerimiz, gece yarısı sızma harekátıyla, kendi emekli maaşlarına yüzde 70 zamcık yapmaya kalkışıyorsa...
*
Irak’a girdiğimiz dakikalarda, Irak’taki "koalisyon güçleri" bize giriyorsa... İhaleyi 5-10 gün ertelemek ayıpmış gibi, tam da o gün, isminin önünde "milli kuruluş" yazan Tekel’in tapusu "British American"a veriliyorsa... Üstelik bu iş, "yerli" sermaye ile "yabancı" sermaye farkını ayırt edemeyip, "senin patronun da talipti" diyen dangalakların alkışları eşliğinde yapılıyorsa...
*
Şehitlerimizin, eşi hamile, babası icralık, kardeşi işsiz, kendisi borçlu "gariban" çocukları olduğu bir kez daha açıkça görülürken... AKP’li belediyeci arkadaşın, bir tane resmi eşi, bir tane imam nikáhlı eşi, bir tane de sekreter sevgilisi olduğu; 4 çocuğu varken, sekreter sevgilisinden 2 çocuk daha yaptığı; imam nikáhlı eşine de "memur maaşı"yla 2 lüks ev, 2 kooperatif hissesinin yanı sıra 1 milyon lira verdiği; ayrıca 17 tane kamyonu, 7 tane TIR’ı olduğu ortaya çıkıyorsa...
*
Ve Barzani, "harekát falan bahane, bunların niyeti başka" diyorsa...
*
Adam haklı kardeşim!
*
Tek tesellimiz var.
Tabut üstüne tabut gelirken...
"Başkomutan" orduyu bırakıp, taaaa Tanzanya’ya gidiyordu az daha!
Erteledi.
Ama bilmiyorum, harekát yüzünden mi erteledi, yoksa vize alınamadığı için mi... Çünkü malum, Başkomutan’ın illa gitmek istediği Tanzanya’da elçiliğimiz bile yok!
26 Şubat 2008
09:21 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum İğrençlikte rekor
ÇOK şükür, "aklını peynir ekmekle yemiş" bir YÖK Başkanımız da var artık.
Göreve başlarken "özgürlükçü" olacağını vaat etti, ama ağzını ilk açışında üniversitelerden önce "yasaları gevşek bir şekilde uygulamalarını", onun ardından da "kışla disiplini" istedi.
Dünkü gazetelerde görmüş olmalısınız:
YÖK Başkanı, üniversitelerde yeni yarıyılın başlamasından bir gün önce tüm rektörlere talimat göndermiş. Anayasa’da MHP’nin "değerli katkılarıyla" gerçekleşen değişikliğe atıfta bulunmuş. Örneğin, yeni haliyle 42’nci maddenin, "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez" dediğini belirtikten sonra, "Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir" hükmünü içerdiğini yazmış.
Böylece Anayasa’yı değiştiren iradenin bile, "bu konuda bir yasa çıkarılmadıkça bu hüküm uygulanamaz" dediğini itiraf etmiş.
Sonra ne yapmış?
Başkan bey, Anayasa’nın şart saydığı "yeni yasa"ya gerek görmemiş.
Öyle ya... Rektörlere -merhum Turgut Özal’ın "Anayasa’yı bir kere ihlal etmekle bir şey olmaz" vecizesini (!) andırır şekilde- "yasaları gevşek bir şekilde uygulamayı" tavsiye eden de o idi.
Bir insanın "hukuk"la ilgisi bu kadar zayıf olunca, ona her sorunun çözümü kolay görünür.
Nitekim Başkan bey, -yeni yardımcısı Prof. Dr. İzzet Özgenç’in kaleminden çıktığı izlenimini veren talimatında- "Anayasa değişikliği göz önünde bulundurulmak suretiyle uygulama yapılması, kamu görevi ifa eden yüksek öğretim kurumlarının yöneticilerinin görev, yetki ve sorumluluğunda olduğu izahtan varestedir" buyurmuş.
Dahası... Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, "Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır" demiş.
Yani, "Benim talimatım Anayasa’nın emrinden de önemlidir" diyor.
Peki neden öyle imiş?
Çünkü "hangi kıyafetlerin toplumsal ortamda giyilemeyeceğine dair açık düzenleme" meğer "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair" 1934 tarih ve 2596 sayılı "Devrim Yasası"nda varmış.
Yüce Tanrım! Büyük Atatürk’ün "Devrim" yasasını "irticai" amaç için kullanan şu demagojinin ihtişamına veya iğrençliğine şapka çıkarılmaz da neye çıkartılır?
Bakın YÖK Yasası’nın "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir" diyen ek 17’nci maddesinden söz etmiyor. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve son olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kesin kararlar karşısında o maddeyi uygulamanın "laik devlet" ilkesine ters olduğunu biliyor.
Peki YÖK Başkanı’nın sığındığı 2596 sayılı yasa ne diyor?
O yasa, "ruhani"lerin yani din adamlarının, "izcilik, sporculuk" gibi konularla meşgul cemiyet ve okulların (üniversitelerin değil) özel kıyafet kullanmak istedikleri zaman uyacakları kuralların, "yabancı ülke temsilcilerinin" uyacakları kural ve yasakların ne olduğunu belirlemiş.
YÖK Başkanı o yasaya sığınacağına -bu kadar saçmaladıktan sonra- "Tababet ve Şuabatı (bölümleri) San’atlarının Tarz-ı İcrasına dair" 1933 tarihli kanuna sığınsa daha iyi olmaz mıydı?
26 Şubat 2008
09:19 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum Türkiye pişman...
ŞİMDİ anladınız mı "Gül benim cumhurbaşkanım değildir" dememi?..
Evet; o benim cumhurbaşkanım değil...
O geçerken, kaldırımın kenarında durup asla alkışlamam.
Arkamı dönerim.
Televizyonda gözüktüğünde asla bakmam, kanal atlayıp "Dingo-mingo"yu izlerim.
Gazete sayfalarında "Bir açıklama yapan Cum..." diye başlayan haberleri okumam, geçerim.
Sohbetlerde söz düşerse kestirip atarım:
"O benim cumhurbaşkanım değil..."
*
Türban yasası önündeyken "düşünüyormuş" gibi yaptı sadece.
Türbanı siyasi bayrak yapmış, "hanımının" türbanı için Türkiye’yi AİHM’ye vermiş birisinin önüne türban serbestisi yasası gidince "düşündüğüne" nasıl inandınız?
Bu tür "düşünmek" bana yabancı değil; muhterem karım işime gelmeyen bir şey sorduğunda "Düşüneyim" derim.
Ama hiçbir zaman düşünmem.
Düşünüyormuş gibi yaparım.
Muhterem, "Bak düşünmüyorsun, çünkü dudakların uzadı" der, öyle düşünceli düşünceli bakarım.
*
Abdullah Gül’ün de "düşünüyormuş" gibi yaptığını herhalde artık biliyorsunuz.
Olsun...
Bu bir dönüm noktası oldu, takvimlerinize bir çetele koyun:
AKP’nin kaybetme süreci başladı.
Bakın:
- Sermaye kesimi dahi uyandı; kısa vadeli çıkarları için Türkiye’nin ufkunun karartılmasına göz yumduklarını nihayet gördü patronlar.
- Toplumu etkileyen ve şimdiye kadar AKP’yi destekleyen birçok yazar-çizer-aydın artık açıkça eleştirmeye başladı.
- AKP’ye oy verdiğini gizleyenler dahi şimdi ortaya çıkıp "Elim kırılsın, oy verdim" diyorlar, kamuoyu yoklamalarında (SONAR ve diğerleri) iktidarın yüzde 10’a yakın oy kaybı var.
Külah düştü, kel gözüktü...
Belki de iyi oldu; şu benim olmayan Cumhurbaşkanı’nın türban yasasını imzalaması...
İyi bakın:
Türkiye pişman...
24 Şubat 2008
10:45 |
HERHAN |
0 fav |
0 yorum Harekát...
HAKURK’u aldık.
Samsun’u verdik.
Amediye’yi aldık.
İzmir’i verdik.
*
Çünkü...
Bizim evlatlarımız, kahpe pusuların gölgesinde Irak’a girerken, Irak’taki "koalisyon güçleri" bize girdi!
*
Tekel’i aldı...
British American.
*
Hakurk’u aldık, Samsun’u verdik.
(19 Mayıs’tır.)
Amediye’yi aldık, İzmir’i verdik.
(9 Eylül’dür.)
*
Samsun’u vermekle kalmadık...
Bafra’yı da verdik.
Maltepe’yi de...
Birinci gitti.
İkinci gitti.
Üçüncü gitti.
Tekel 2000, Tekel 2001...
2023’e kadar verdik.
Cumhuriyet’in 100’üncü yılı yani...
Sattık.
*
Zap’ı aldık, Gelincik gitti.
Avaşin’i aldık, Bahar gitti.
İçenler bilir...
Doğu gitti, Doğu!
Sipahi, Amerikalı oldu.
Meltem, İngiliz İngiliz esecek artık.
*
Barbaros’u aldılar.
Piri Reis’i aldılar.
Sen "kara harekátı" yaptığını sanıyorsun ama... Adam sana "deniz harekátı" yaptı, haberin yok!
*
Sadece "markalar" mı?
Hayır...
Pazarımızın yüzde 32’sine girdiler, tütün tarlalarımıza girdiler, fabrikalarımıza girdiler.
*
PKK’ya tokat attık.
Tokat fabrikası gitti.
Bitlis’te tek fabrikamız vardı...
O da gitti.
*
Amerikan ve İngiliz büyükelçilerinin, "Irak’ta fazla kalmayın, canımızı sıkmayın" dediği dakikalarda... British American’ın CEO’su, "Türkiye’de kalmaya, yerleşmeye geldik" dedi.